kapılar

2011-02-22 15:59:00

neden aynayla ya da sessizliğiyle konuşur insan..   çünkü artık yorulmuştur da ondan.. ve hesabı kalmamıştır kendisinden başka hiçkimseyle...   çünkü artık çok sesli cümlelerin sıradanlığı ve telaşlı kalabalığı artık acı vermektedir ve hep anlatmaya çalışmaktan bitkin düşmüştür...   ansızın farketmiştir... bulması gereken kapılar aslında içerdedir, dışarıdakiler sadece ekran korumalarıdır başkalarının iç kapılarının...   o kapılar ki sadece ait oldukları oyunların bezirgan kapılarıdır aslında dahil olmak istemediği...   geçici giriş koridorlarında beklenir aslında el kapılarında hep..   tam içerde olduğuna kendini inandırmak ister insan, demli bir çay söyleyip, söyleşip paylaşmak ister bi türlü pay edilemeyen, hep hesap kitaplarda, çıkartma ve toplamalarda artı sonsuzdan eksi sonsuza elinde kalan ve nereye koyacağını bilemediği yaşama hallerini....     tavanarasında tutsak bir çocuk...   kemikleri güneşsiz kalmaktan büyüyememiş, nemden ve rutubetten bir türlü kuruyamamış gözyaşlarını sürekli aynı gömleğin aynı koluna silen, sol kolunda hep aynı ıslaklığı hisseden büyüyememiş bir çocuktum ben...   korku sefil bir sarsıntıydı tavanarasında ve üç noktalı hallerden arta kalan...   ne zaman bir güneş ışığı girse aralık tahta pencere kaplamalarından ıslak kolumu yaklaştırırdım ışık hüzmesinin ucuşan tozları kırpılmış yıldızlar gibi gösteren yanılsamasına...   yıldız kırpıntılarını cocuk oyunlarımın ve yaşama ait umutlarımın bir parçası yapardım çocuk aklımla..   ne zaman tutsak bir çocuk olmaktan vazgeçsem tavanarasında ve uzatsam başımı merdiven aralığı... Devamı