cok gezgin, hayli bezgin, biraz gergin...

Hiçbir derdim yok hayatın kendisiyle, ben aslında bu yaşam formuna gıcığım..

sondan bir önce

Perşembe

 

Burada yazdıklarımı sakli tutmalıyım.

 

Burada hisseden, acı çeken, gırgır yapan, dalga geçen, gülüp eğlenebilen, ağlayan, paylaşan, öfkelenen, pişmanlık duyan, isyan eden, savaşan; kısaca bazen düşe kalka, bazen ite kaka, bazen güle oynaya, bazen bağıra çağıra; yani ÇIĞLIK ÇIĞLIĞA yaşamış eski bir tanıdığa dair izler var.

 

Bu eski tanıdığın hayatı pek kolay olmadı ama yaşama hallerinin her birine sahip çıkabilen, o halleri paylaşmayı seven, kafasını gözünü yara yara her bir kuyunun dibinden, her bir trafik kazasından yaralı da olsa kurtulabilen, kaza halinde de yaralarını sararken de girdiği bazen komik cogu zaman tuhaf hallerden utanç duymayan güzel bir insandı...

 

Çünkü yaşamak böyle birşeydi onun için... illaki damarından akmalı, tenine dokunmalı, alnında hissetmeliydi...

 

Bu güzel insanı gormeden sevdiniz bu yüzden.. ortak oldunuz, tanık oldunuz hayatına...

 

Beraber bağırış çağırış türküler söylediniz, kahkahalar attınız, çocuklar gibi ağladınız...

 

.......

 

Bu kız neden böyle çığlık çığlık yaşamayı seçti?

 

Çünkü inançları vardı...

 

İnsana inanırdı...

 

Emeğe, sevginin gücüne inanırdı...

 

Herşeyden çok kendisine, kendi gücüne...

 

........

 

 

Eğer inatla tuttuğunuz, sıkı sıkı kavradığınız bir inanç varsa hayatınızda katlanabilirsiniz bu boktan hayata, hatta eğlenceli bulduğunuz zamanlar bile olabilir.

 

Peki başınıza inandığınız herşeyi yok eden, kendinize yabancılaştıran birşey gelse ne olur?

 

Anlatayım;

 

Önce aptal aptal sorular sormaya başlarsınız, eski alışkanlıklardan kalma cevaplar ararsınız. O cevaplar ki o ana kadar hep az buçuk yeniden toparlanmanıza yardımcı olmuştur.

 

Örneğin:

 

- bu kez diğerlerinden daha ağır geldi hocam be!

- yok, yok. Şimdilik öyle gibi.. sabaha ya da seneye gülüp geçeceksin. Güçlüsün sen!

 

Ya da

 

-         e, kırılmadık kemiğim kesilmedik damarım kalmamış, oha artık!!

-         Anlamaya başladın hayatı, kendini... sancılı olucak tabii.. iyi bişey bu.. öğreniyosun!

 

Ya da

 

-         arkadaşım şu sırtımdakini bi çek çıkar hele, cok acıyo! Neymiş abicim?

-         Höh! Eşşek kadar bi bıçak kızım ya!! Dur kanları temizlemene yardım edim.

-         Sağolasın, hadi gidip kafaları çekelim bari naapalım, kan tutar beni cok fena, ehehhhJ

 

Gibi...

 

Sonra o cevapların bi halta yaramadığını farkediyorsun. Bu kez kendinle ya da dostlarla kurduğun dialogların hiçbir yerine monte edemiyorsun, deniyorsun ama olmuyor, sırıtıyor, sonra alıp kaldırıp atıyorsun...

 

Sonra bir müddet susuyorsun... susmayı ezberliyorsun.

 

Duyduğun hiçbir sese tahammül edemiyorsun!

 

Ve birden aydınlanıyor etraf. Anlıyorsun ki seni sen yapan inandığın herşey aslında bir çeşit ilkokulda ezberlenmiş anneler günü şiiri dizesinden  başka bisey değilmiş. (burada cok fena küfrediyorum ama okuyucuya saygımdan yazmıyorum)

 

Bir berraklık.. bir ferahlık...

 

Yani duygusuzluk....

 

Seven, sevilen, incinen, inciten, acıyan, acıtan, gülen güldüren senlerin artık bir bütün oluşturamadığında, parça parça, kısım kısım etrafa dağılıp kire pasa, çamura bulandığında ve senin etrafı toparlayıp onlardan yeniden sen yapmaya bir sebebin kalmadığında herşey pırıl pırıl oluveriyor...

 

Bitkisel bir varolma...

 

Bitkiler sevinmez, üzülmez, canları acımaz, zevk almaz, umut etmez, soru sormaz ve kendi doğal ortamlarında var olmak icin bir baskasına ihtiyaç duymaz. Fotosentez, hava temizliği, börtü böcek kumanyası olmak falan gibi görevlerini sessiz sedasız yerine getirir, zamanı gelince de kuruyup ölürler. Budur!

 

Yukarıdaki soruya geri dönmeli, soruyu hatırlamalı ve sonuç bölümüyle yazıyı kapatmalım...

 

“Peki başınıza inandığınız herşeyi yok eden, kendinize yabancılaştıran birşey gelse ne olur?”

 

Bitkisel bir varolma ile gelen duygusuz bir ferahlık olur...

 

şanslıysanız varolmamanızın hayatlarını yerle bir edeceği bir aileniz yoktur ve çeker vurursunuz kendinizi...

 

değilseniz; günü kurtarır, vakti bekler; beklerken eski bir tanıdığın artık kullanılmayan bloğunda kendinizden izler ararsınız....................