bir solukta
CumartesiGenellikle her is haftası bitiminde oldugu gibi bu Cuma da yine düştüm Adilhan’a.
Adilhan bir sahaflar carşisi. Ozi’nin minicik bi dukkanı var. Duvar yok, sadece tıklım tıkış kitap dolu raflar, ıvırzıvır dolu gizli minik bi oda arkada, ozinin calisma, muzik dinleme, film izleme ve yazarkasa koyma masası. Masada benim evden ceke ceke getirdigim bir abajur, eski bir kac sandalye ve her gittigimde zimmetime gecirdigim dunyanin en eski, dunyanin en rahat koltugu.. krmızı ustelik...
Saat 8 gibiydi.. ekip tamamdı. Babacan, zuzu, naz, kenan abi, paşa, ozi, mus ve pek tabii ferid feryad.
Babacan baba adamdır, buyugumuzdur, emekli tarih ogretmenidir, denizdir, deryadir, Zuzu basimin tatli belasidir, mulkiye milliyetcisi, egosantrik bir sakarlik abidesidir; Naz dunyanin en nevisahsina munhasir kisisi, kitap kurdu bi ucuc bocegidir, Kenan abi omrumde ictigim en sahane sade turk kahvelerinin sahibi, huysuz han kahvehanecisidir, Pasa; hanın aslen teriye olan ama kendini bir rotvaylır(nasi yaziliyo bilmiyorum) sanan dugme burunlu, zeytin gozlu, kahkullu, pasaklı, beyaz köpüşüdür (ki ben onu yerim, cignemeden yalar yutarim, hastasiyim), Ozi anarşik bir marksisttir(eski kizilbaslardan kim kaldı ki-dir), aydınlık yüzlü, mangal yürekli, eskiden uzun saçlı, şimdilerde papaz gezen en eskimeyen dosttur , Mus eskiden tiyatro oyun yazarı ve aktörü yenilerde bilkent yönetmenlik lisansinda okuyan, citir kizlara 25 yasinda oldugu palavralarını atan aslinda 32’yi coktan devirmis en dogal komigimizdir..
Ferid feryad kemandir, tanrisaldir, dinlemeden dinlenmek imkansiz olandır..
Ha bide Apo vardir ki o hanin temizlik gorevlisi, bizden cekmedigi kalmamis saat onikiye dogru bizi handan kovalayacak olan seker kişiliktir..
Hepsi dosttur, candir, kandir...
Her gittigimde yeni bi numara icad edilir. Bugunki numara biraz sosyetikti babacanin polonya dan gelen misafirinin dukkana biraktigi sirt cantasini karistirmak suretiyle elde ettigimiz 3 tane pipo yu yine ayni cantadan arakladigimiz vanilyali tütünle doldurduk..
Neyse, efem; elde pipolar, ozi nin bi kosu kapıp geldigi sise efesler ve bu aralar beslenme piramidimin her bi katini kaplayan tek yiyecek maddesi olan bitter cikolatalar ile basladik muhabbete..
Ozi pasanin kulaklarını cekiyor cunku bizim saskolozun agzinda bi art-book: carravaggio var. İsiriyor, boyunun yetistigi en alt siradan kapmis, dislerini kasiyor..
Naz haykirdi: “olm, gecen ay sormamis miydim sana bu kitabi?”
Ozi bagiriyo pasaya: “kozalak seni!! Arka bahceye gomucem seni.. kimsenin ruhu duymucak!”
Zorla aldik ağzindan carravaggioyu,ustunde dis izleri.. havlamaya baslayınca Mus; “best seller” vitrininden (oyle bi vitrin falan yok tabe.. vitrinimsi..) bi tane “21 gunde NLP” -neuro linguistic bıdıbıdısı- tutusturudu bizim pasanın agzına..
Asayis berkemal..
Ferid feryad ikinci kere donuyodu ki.. kaptim mausu; actim Orhan Kotan i..
Baba basladi okumaya:
....
sürdük geceye yıldızları
ışıktan yollar döşedik
ve damla damla sönerken yıldızlarımız
ıssız bir acıya bin süngü birden batarken
yıkılanlar oldu bu sıra...
her zaman ki gibi basladik mızırdanmaya..
ozi gidip silivriye yerlesek, sabah aksam raki balik yapicak, bi de yerlisinden ve güzelcesinden bi kiz alicak, zuzu kaş’ta bir simit-peynir bisiyi acicak, mus 358. sevgilisiyle 8467’nci kere yeniden barisacak, naz nikah gunu tabanlari yaglayacak, babacan bu kez kesin ama kesin fransizca cevirisini bitirip, baskiya vericek, bense birakicam bu stres küpü işleri, gidip kaligraf olucam.. falan...
saat 12 ye yaklasirken apo abi geldi.. burnundan soluyo ve elindeki süpürgeyi tam alnımızın çatına nişanlamış bi şekilde kapıda dikiliyodu..
balkabağına dönüşmeden ve sopayı yemeden arka kapıdan sıvıştık..
ozi tam giderken yine yapıcağını yaptı ve 1957 basım Şiir yayınlarından çıkmış Hüseyin Karakıran imzalı bir Dünya Şiiri Antolojisi sıkıştırdı koltuğumun altına:
ve şöyle dedi:
“tuhafsın bu gece.. noluyo diye sormicam, dikkat et kendine..”
ve ekledi:
“sevgililer günündeki tavla müsabakasının rövanşı aklımda ha!!!”
*.*.*.
son söz Antolojiden:
SONET
Denk tutar miyim seni bir yaz gününe
Daha sevimli daha uysal senin huyun
Sert rüzgarlar sarsar sevgili mayıs tomurcuklarını
Ve kalışı o kadar kısadır ki yazın
Bazen öyle kızgın ki parlak göğün bakışı
Ve çoğu kez donuktur altın benizi onun
Ve her güzel kaybeder zamanla güzelliğini
Tesadüftür düzelmeyişi, seyrini değiştirişi tabiatın
Ama kararmayacak senin sonsuz yazın
Ne kaybolacak borçlu olduğun güzelliğin
Ne övünecek ölüm karanlığında dolaştın diye
En çok geliştiğin zaman sonsuz mısralarda
Hayat verecek sana yaşadıkca bu şiir
Nefes aldıkça kişiler ve görebildikce gözler..
William Shakespeare
Ceviri: İlhan Oymak